Yüzlerin güldüğü altılı zirve fotoğrafı herkesi pek ümitlendirdi; çok doğal zira, sürekli kavga gürültü ve Cumhurun siyasi hayatımızı kirleten, bizleri can düşmanları gibi karşı karşıya getiren nefret söylemi insanları bezdirdi. Beni vasiyetimi kaleme alacak kadar bunaltan tıkanıklıkta birdenbire sanki ışıltılı bir gedik açıldı. Galiba öyle olmasını çok istediğim için “ışıltılı” kelimesi ağzımdan çıkıverdi. Oysa aksakal raconunda özlemlere, duygulara yer yok. 2022 Şubat ayında soğukkanlı bir değerlendirmede iyimser olmak da hayli zor; iki nedenle.
Birincisi, muhalefeti ezici bir seçim zaferine taşıyıp kazasız belasız demokrasimizi taçlandıracak, dünyanın gözünde T.C.nin son beş-altı yılda içine düştüğü inanılmaz duruma kararlılıkla son verecek bir sürükleyici siyasi liderlik ortada yok. İkincisi, siyasi partilerimizin geniş kadrolarının çoğunlukla vasıfsız kişilerden oluşması en büyük handikap. Türkiye gibi büyük bir ülkede her partide iyi yetişmiş değerli insanlar elbette var ancak azınlıktalar. Bir şekilde seçilmeyi becerirse koltuğuna yapışan lidercikler de onların yolunu kesiyor. Kasabalarda aylak avukatlar, beceriksiz tacirler işsiz kalınca siyasete soyunuyor; aradan kazara sıyrılan müteahhitlerin bazıları bu güruha yaslanıp beşli çeteye bile dönüşebiliyor. Hadi bu durum eğitimsiz seçmene dayanan muhafazakâr/sağ partilerde olağan diyelim. Siz Batı demokrasilerinde sosyal demokratım diyen bir partinin başında altı-yedi seçim kaybedip hiçbir şey olmamış gibi koltuğundan kımıldamayan bir lider biliyor musunuz?
Yanlış anlaşılmasın şu anda ben de bir ölçüde Kemal Beye ümit bağlamış durumdayım. Neden? Dürüst, yurtsever, aydın bir kişi olduğu için. Batı demokrasilerinde kamu görevlilerinde, siyasetçilerde kişisel ahlak gerekli bir faktör olup, tercih sebebi değildir. İsviçre’de hakkında dedikodu çıkan bir hâkim istifayı basıyor. ABD’nin kirli sisteminde Nixon bile bu yüzden görevinden ayrılmıştı. Yalnız siyasette liderlik ayrı bir mesele. Kemal Beyden beklentimiz sürükleyici değil, birleştirici liderlik. Uyumlu kişiliğiyle Türk siyasetinde muhalefetin farklı renklerini içeren ortak aklı harekete geçirmesi. Altı ortağıyla bunu başarabilirse olağanüstü bir performans sergilemiş olacaktır.
Neden olağanüstü? Halen başlıca ortağı konumundaki İYİ partinin, ideolojik saplantılarından kurtulamayan bazı yöneticileri galiba böyle bir gelişmeye fırsat vermemeğe kararlılar. Meral Hanım bunları disiplin altına alabilir mi? Güç görünüyor zira o da “sürükleyici lider” vasıflarına sahip değil. Görüldüğü gibi muhalefetin ışık verme şansı tamamen kolektif liderlik sorununun çözümüne bağlı. Bunun da tek bir çaresi var. Çaresizlikten kaleme aldığım vasiyetimde önerdiğim gibi sık sık düzenli ve içeriği reklam malzemesi yapılmayacak baş başa toplantılarda bir araya gelmeleri.
Garantisi yok ama belki bu yolla birbirlerini ezici oy farkı kazanma hedefinin önceliği konusunda etkileyerek ve toplu denebilecek bir kimlik geliştirerek, geveze yardımcılarını tıpış tıpış ortak kararlara uymaya zorlayabilirler. Bu gözlem yakın geçmişte bazı önemli konulardaki parti içi tartışmalarda kararsız gibi görünüp geciken, bazen yanlış kararlar da verebilen Kemal Bey için de geçerli. Elimizdeki malzeme bu. Umarım Yüce Tanrı mazlum halkımıza yardımcı olur.
Meşvereti kendilerini dünyadan soyutlayıp düzenli aralıklarla baş başa sürdürebilir, dış baskılardan uzak özgür, güvenli bir ortamda buluşma özenini gösterirlerse yavaş yavaş birbirlerini etkileyeceklerdir.
Politikacılar devletlerinin siyasî çıkarlarını kamuoyu önünde savundukları açık beyanlarında sert hatta uzlaşmaz görünen ifadeler kullanma ihtiyacı duyabilir.. Oysa tüm tarafların bir çözüme ihtiyaç duydukları ihtilaflarda varsa ortak noktaların araştırılması gerekir. İşte çok taraflı diplomaside çatışan taraflar gizlilik temelinde bazı özel yöntemlere başvururlar. Gayrı resmî kayıt dışı (off the records) toplantılar düzenlenir. Bu toplantılarda serbestçe dile getirilen görüşler resmî düzeyde yok hükmündedir, kimseyi bağlamaz. Böyle görüşmelerin gündemi kaydı kuydu olmaz. Amaç zor/çatışmalı konuları nihai karar alma merciine pişirerek sunmak ancak öncesinde hiçbir taahhüde bağlanmadan bu noktaya ulaşmaktır. Anlayış birliğine varılan hususları bir kâğıda dökme aşamasına ulaşıldığında müsvedde niteliğindeki çalışma kağıtlarının (non-paper denir) sahibi, yazarı yoktur. Bunlar meşveret sürecinde katılanlardan bazılarının inisiyatif almasıyla kendiliğinden ortaya çıkar, aldığı tepkilere göre bazen çabucak yok olur, bazen sonuca götüren izler bırakır. Böyle bir atmosferde yaratıcı fikirleri ile liderlik özellikleri öne çıkan ve herkesin objektif ölçülerle bu vasfını takdir ettiği bir katılımcı yumuşak güç olarak yönlendirici bir rol oynayabilir.
Bağırıp çağırmak, sağdan soldan alkış toplayan hitabet yeterli olsaydı Muharrem İnce şu anda Erdoğan’ın tahtında oturuyor olacaktı.


