Ortada hepimizi sürekli mutsuz eden ve gündelik yaşamın her olayda kafamıza kaktığı bir gerçek var. Muhalefet halkımızda inandırıcı-sürükleyici bir liderlik algısı yaratmaktan çok uzak. Her muhalefet partisi kendi oturduğu sınırlı seçmen tabakası üzerinden tepkisel cılız sesler yükseltmeye çalışıyor. Akortsuz çalgıların oluşturduğu bu kentetin yarattığı kakafonik ses bulutu, algı virtüozü Erdoğan’ın peş peşe gündeme getirdiği ses bombaları karşısında sinek vızıltısından farksız. Muhalefet bu algı yönetimi sorunsalını daha fazla gecikmeden çözümleyemez ise yazık olacak Türkiye’mize.
Aydınlar zor koşullardan çıkılmasında halkın bilinçlenmesine öncelik tanırlar; ağırlığı liderliğe yani kişilere kaydırdığınızda otoriter sonuçların ortaya çıkmasından çekinirler. Oysa biyo-mekanik yaratıklardan oluşan toplum yapısı, üzerine baskı uygulandığında bireye benzer tepkiler verir. Karmaşık unsurların tepki toplamlarından sadra şifa tekil çözümler çıkmaz. Beynin koordinasyonu ya da yönlendirmesi gereklidir. Beyin Hitler gibi hastalıklı olursa toplumlara rahat huzur batar, kan ve göz yaşında yıkanırlar. Beyin Mustafa Kemal gibi sağlıklı, akıllı, deneyimli ve becerili olursa inanılmaz zorlukların üstesinden gelebilir, ölüm döşeğinden hayata dönebilirler.
Solcu dostlar belki bana gene kızacaklar ama insan bedenindeki beynin fonksiyonlarını toplumların karmaşık yapısı üzerinde becerebildiği kadarıyla siyasi liderlikler yürütür. Bedenin çeşitli uzuvlarına neye nasıl tepki vermek gerektiği konusundaki talimatlar bu yoldan verilir. Çeşitli zorluklarla karşılaştığında her yanı ayrı oynayan, çelişkili reaksiyonlar verebilen sersem biri gülünç/acınası durumlara düşer. Dirayetsiz liderlerin güdümündeki toplumların durumu bundan farksızdır. Ülkemizde de fırsatçı siyaset işportacılarının zehirli böcekler gibi her yerde CHP’de, Gelecek Partisinde, Saadette, Deva ’da ve özellikle İyi Partide kımıltı içinde oldukları bir ortamda genel başkanlar inisiyatif almadan hiçbir halt olmaz. Yurtsever yazar ve aydınlar da boş yere nefes tüketip atı alanın Üsküdar’ı geçmesine seyirci konumuna düşerler.
Algı yönetiminde Lider’in halk kitleleri indindeki imajının en etkili silah olması pek çok aydının hoşuna gitmez. İsterler ki tercihlerde aklın, muhakemenin payı ağırlıklı olsun insanlar körü körüne bir pop starın peşinden gitmesin. Oysa algı yönetimi sanatında rasyonalite hiçbir zaman ön planda değildir. İmgeler yarıştığında akıl değil, insani emotif öncelikler sonucu belirler. Bir şekilde kitlelerin duygularını, içsel özlemlerini harekete geçirdiğinizde aklı felç edersiniz. İnsanlar tümüyle aptal olduklarından değil bu çok doğal eğilim yüzünden hamasete karşı kendini koruyamaz.
Kolektif budalalıklara örnek olarak hep Hitler döneminde Alman halkının tutumu gösterilir. Oysa o kadar uzağa gitmeye gerek yok. ABD gibi gelişmiş sayılan bir ülkede gün içinde bir düzineyi aşkın çelişkili yalanı halkına peş peşe gerçek gibi sunabilen Trump kepazeliği dürüst Cumhuriyetçi siyasetçileri bile utandırıyor ve necip Amerikan milletinin bir bölümü dijital devrim şartlarında sanki orta çağ karanlığında köreltilmiş serfler gibi davranıyor. Amerikan kapitalizmi bu rezilliği kara mizah yoluyla ranta çevirmenin yolunu bulmuş Trump’ın yalancılığını sergileyen posterleri ve tişörtleri ortalama 18 dolar fiyattan kapış kapış satılıyor.
Lider/algı yönetimi sorunsalı bütün bu anlaşılmaz görünen hadiselerin merkezinde. Meselenin bu boyutu bir türlü görülemediği için okumuşların bir bölümü kolaya kaçıp halkı suçlayarak kendilerini rahatlatır.
“Trump averaged about six claims a day in his first year as president, 16 claims day in his second year, 22 claims day in this third year — and 39 claims a day in his final year. Put another way, it took him 27 months to reach 10,000 claims and an additional 14 months to reach 20,000. He then exceeded the 30,000 mark less than five months later.”




