Rusya’nın Ukrayna’yı işgali bence Tarihi hızlandırdı. Saldırının başlangıcından bu yana iki hafta geçti ve maalesef şöyle veya böyle çabuk bir modus vivendi beklentisi her geçen gün belirsiz bir tarihe ertelenmekte. Böylece müesses nizamın artık eskisi gibi sürdürülemeyeceği gerçeği kafalara dank etmekte. Bu Türkiye açısından beka sorunu yaratacak vahim tehlikeler içeren bir gelecek perspektifi. Öncesinde BLOG’umda yer alan tüm yazılar 2023 kader seçimlerinin ön analizine yoğunlaşmıştı. Şimdi gelişen konjonktürde ülkemizi bekleyen yakın ve açık tehlikelerin telaşına düştüm.
Bizi yöneten Süslümanların değil dünyayı bekleyen gelişmeleri anlayıp değerlendirmesi burnumuzun dibinde olacakları ve kendi yarattıkları tehlikelerin sonunda kendilerini de süpüreceğini öngörmesi kesinlikle mümkün değil. Bu yargının kesin kanıtı olarak pek çok örnek verebilirim. Lafı uzatmamak için bir tek Montrö örneği bile yeter.
AKP Başkanı CNN Türk’te Montrö’yü küçümseyip, değersizleştiren laflar edince emekli Büyükelçiler 136’yı aşkın imzayla bir bildiri daha doğrusu açık seçik bir güvenlik uyarısı yayınladılar. Bu sayı bu statüdeki profesyonel diplomat topluluğunun kahir ekseriyeti demek. Kısacası günümüz Türk diplomasisinin ihtiyarlar heyeti demek. Herhangi bir demokratik Batı ülkesinde siyasette ses getirmesi kaçınılmazdır. Siyasetçilerimiz bizi Monşer deyip yok saydıkları için görmezden geldiler.
Bir yıl sonra emekli Amiraller aynı içerikte bir bildiri yayınlayınca göz altı bahanesiyle hapse attılar. Bildiri metni açık, ortada karartılacak delil filan yok, çoğunluğu yaşlı amirallerin ailelerini bırakıp kaçacak nedeni de yeri de yok. En fazla suç isnadını yapar dava açarsınız, normali budur. Peki bu şartlarda göz altı kararı neyin nesi? Siyasi talimatla peşinen cezalandırmak. Bu kararı verenler Ukrayna sürpriziyle karşılaşınca allah allah dört elle Montrö’ye sarıldılar. Tut keli perçeminden.
İktidar böyle ama Ukrayna olayı muhalefete de ışık tuttu. Kış günü evlerini bırakıp çoluk çocuk silahlardan kaçmaya çalışan perişan mültecilerin acısını yüreğinde hissetmeyen tek bir yurttaşımız bile yoktur. Meral Hanım TV’de benim de paylaştığım çok haklı bir üzüntü ve isyan içindeydi. Yalnız öyle bir konuştu ki bir tek “Rusya’ya savaş açalım” önermesi eksik kaldı.
Bir gün önce Kemal Bey çok sırasıymış, her şey yolundaymış gibi “Başbakan adayımız Meral Hanım” deyiverdi. Hanımefendi diyelim ki yarın Başkan Kemal Bey size Hükümeti kurma görevi verdi ve Başbakansınız. Duygu yüklü Ukrayna demecinizde “Putin silah gücüyle Kiev’e vali atamaya kalkıyor” dediniz. Ya Putin de size “İdlip’te ne halt ediyorsunuz? Haddinizi bilin yoksa fena olur” yanıtını verirse ne yaparsınız? Meral Hanımın mealen “ben ekonomi bilmem” dediğini anımsıyorum. Diplomasi bilmediği de anlaşıldı. Bari yanındaki profesyonel diplomat yardımcılarına önceden danışmak basiretini gösterseydi.
Süslümanların da Meral Hanımdan farkları yok. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü, egemen eşitliğini kuvvetle vurguluyorlar. T.C.nin yerleşik dış politikasıyla tam uyum içinde doğru bir yaklaşım. Yalnız bir yabancı meslektaşım bana “Yahu sizin Suriye’de ne işiniz var” dese, ayıkla pirincin taşını. Türk dostu biri ise “Suriye parçalanırsa başınıza gelecekleri herhalde hesaplıyorsundur” da diyebilir. Hiç sanmıyorum ama Cumhur destekçisi biri bu yazımı okuyup yanıtlasa ne iyi olur. Aydınlanırım. Bilmece çözmeyi pek beceremiyorum da.


