KAYIP CANLARIMIZ

(Son kayıp Sinan Ateş)

22 Ocak 2023 Pazar sabahı, öz kardeşimden daha yakın gördüğüm, yaşıtım Genco Erkal, Halk TV’de Serhan Asker’in programında Ahmet Arif’i anarken o elem yüklü sesiyle “Anadolu’m” dediğinde gözlerimin nemlenmesine mâni olamadım. Ahmet Arif o eşsiz şair, o yiğit/dürüst/kabadayı ses, kısacık bir şiirle okurunu hülyalara daldıran, gün boyu dizeleri kulaklarda çınlayan (Hasretinden prangalar eskittim) şairim, hayranlık beslediğim uzak dostum.

Sonra ekranda faşizme kurban verdiğimiz güzel insanlarımızın resmigeçidi başladı. O saf/duru bakışı, bir azizi andıran saygın/soylu yüzüyle Muammer Hocamız… 1957’de iktidar bizi (SBF Fikir Kulübü Yönetim Kurulu) Mülkiye’den kovdurduğunda okuldaki odamızı boşaltmış, pılımızı pırtımızı sıska bir atın çektiği küçürek bir yol arabasına yükleyip Kızılay’da Türk Hukuk Kurumunun bir odasına taşınmıştık. Kurumun Başkanı öğrencilerinin kendisine sonsuza kadar minnet duygusuyla bağlı olduğu, şimdi ışıklar içinde uyuyan Hocamız güzel insan Muammer Aksoy idi. Cebeci’den sanırım Adakale Sokağa kadar arabanın yanı başında yürürken içimizde kopan fırtınaların, o karmakarışık duyguların 65 yıl sonra bile yüreğimizdeki izleri tamamen silinmedi.

Sonra sevgili Uğur Mumcu’nun zalimlere meydan okurcasına gülümseyen yüzü. Yazdığı her satırı okudum; kitapları raflarımdaki yığınların görünür bir yerinde. Ne yazık ki kişisel dostluk kurma fırsatı olmadı. Yurtdışı görevlerden döndüğümüzde Ankara’da sınırlı sürelerle kalabiliyorduk ve ben Merkezde hep ağır işçi sınıfına dahildim. Yalnız bir gece Ankara Sanat Tiyatrosu çıkışında Kızılay’a kadar laflayarak beraber yürüdük. Benim en yakın arkadaşım Sanat Tarihçisi Murat Katoğlu’nun tanımadığı yazar ya da sanatçı yoktur. O sayede Uğur Mumcu ile bir araya geldik. Katledildiğini öğrendiğim an gözü önünde çocuğu kurban edilen biri gibi sarsıldım. Eşim biliyor öfke ve üzüntüyle elimde olmadan isyanları oynadım. İmkân bulsam katilleri kılım kıpırdamadan öldürebilirdim.

Hrant Dink’in mert/aydın yüzü sevgili Uğur’un peşinden ekranda yerini aldı. Uğur’la Hrant’ı katledenler aynı cinayet şebekesinin kiralık cellatları. Türkiye’de karışıklık çıkarmak isteyen yerli/yabancı menfur odakların kolaylıkla kullandıkları bağnaz/aptal ya da kiralık/satılık ayaktakımı/torbacı aşağılık tipler. Bir diplomat olarak asker/sivil güvenlik bürokrasisiyle görevi gereği çok yakın çalışmış, Devletimizin içinde dışında gizli kalan pek çok şey görüp öğrenmiş bir Aksakal olarak bu tespitimde en küçük bir yanılma payı bulunmadığına eminim. Samimi bir yurtsever olduğundan kuşku duymadığım Hrant’la da bire bir tanışma fırsatım olmadı; yalnız uzun/ilginç bir telefon görüşmesi yaptık. Dışişlerinde aktif görevdeki bir Büyükelçi ile Ermenistan’a yapmak üzere olduğu bir seyahat öncesi açık ve dürüst bir görüş alışverişi rahmetliyi mutlu etmişti. Onun da ışıklar içinde uyuduğuna eminim. Kısa öyküsünü “anılar” sekmesine koyarım.

Nihayet Gaffar Okkan… Türk polisine hem sağlam, güvenilir karakteri hem de yiğit/yakışıklı görüntüsüyle yıllar boyu rol model olacak bir başka güzel insan. 1990’ların başında bağımsızlıklarına kavuşan Azerbaycan ve Ermenistan Dışişleri Bakanlığında benim sorumluluğumdaydı. O yüzden Demirel’in özel temsilcisi olarak bölgeye medyadan gizli tuttuğumuz seyahatler yaptım. Bunların birinde (1993 yılı olmalı) önce Kars’a gittim. Ermenistan’la kapalı sınır kapısı benim için gizlice açılabiliyordu. Benden yaşça genç olmasına rağmen Gaffar Okkan’la aramızda çabucak sıcak bir dostluk, kardeşçe bir yakınlık oluştu.

Ermenistan dönüşü Nahçıvan’a geçebilmem için Iğdır’a gitmem gerekiyordu. Dağlık bölgedeki uzun karayolunda PKK tehlikesi ciddi imiş. Gerçi beni Iğdır emniyeti yarı yolda karşılayacaktı ama Gaffar “risk alamam, sizi Kars’ın koruması altında Iğdır’a teslim edeceğiz” dedi. Şehitlik haberini aldığımda öz kardeşimi kaybetme duygusu içindeydim. Yaşasaydı mutlaka görev yaptığım yurt dışı merkezlerden birinde konuğum olarak ağırlayacaktım; olmadı, ışıklar içinde uyusun.

Kayıp canlarımıza bugün ekleyeceğim son isim Sinan Ateş. İsmini bile yeni öğrendim ama gerçekten çok canım yandı. Gencecik bir akademisyen ve geride kalan öksüz iki küçük kız ve bir genç anne. Olacak vahşet değil. Önce siyasi nedenlerle korkutmak isterken yol açtıkları bir kaza sandım. Üzüntüyle araştırmaya başlayınca yavaş yavaş gerçeğin idrakine vardım. Alçaklar önce “Fetöcü” demeyi denediler, sonra pis akçalı işlerle uyuşturucuya kadar uzanan itibar cellatlığına kalkıştılar. Sinan Ateş’i destekleyen/acıyla anan gençler beğenin/beğenmeyin bir ülküye gönül vermişler, para/pul peşinde değiller; bu kitle aptal mı trollerinizin karalamaya çalıştığı gibi bir kirli ismi siyasi hareketlerinin lideri görmek istesin; sevsin/saysın coşkun bir bağlılık göstersin?

Gençlerden oluşan tepkili topluluğa güvendiğim için tanımasam da ben Sinan Ateş’in dürüst bir kişi olduğuna eminim. Günümüzde ülkücü/devrimci çatışması filan yok; namuslularla namussuzlar savaşı var. Dolar yeşili ve güç birikimi için her şeyini riske atabilecek soysuzlarla, sağ veya sol insani değerleri sahiplenenler var. Sinan’ın fotoğraflarda gülümseyen yüzüne dikkatle bakın. İnsanın yüzü yüreğinin aynasıdır. Dürüst olmak artık en vahim suç zira bazılarının huzurunu kaçırıyor, uyuşturucudan akan paralara set çekiyor olabilirsiniz.

Gaffar bu ülkeye Mars’tan gelmedi. Poliste onun aziz hatırasını yüreğinde taşıyanlar çoktur; canileri nefes aldırmadan yakalayabilirler. Ancak, bu alçak cinayetin üstü örtülmeye, öncekiler gibi “faili meçhule” sokulmaya çalışılacak; bu açıkça görünüyor. Ne zamana kadar? Bu sorunun cevabını verecek olan sizlersiniz 40 yaşından küçük kardeşlerim.

Son on yılda teknoloji dünyayı inanılmaz biçimde değiştirdi. İnternet çağında birbirinizle bilgisayar başında kolayca konuşabildiğiniz için bundan böyle ülkücü/devrimci çatışması tuzağına düşmeyeceğinize inanıyorum. Günümüzde bilginin ışık hızıyla dolanması şakilerin maskesini hızla düşürüyor. İyilik ve kötülüğü yan yana barındırsa da insan doğası iyiliğe eğilimlidir ve gençler yaşam tarafından henüz kirletilmediği için bu savaşımda en etkili öncü birlikleri oluşturur. Doğanın kanunu açık: kazanan taraf siz olacaksınız ama lütfen, ne olur gecikmeyin.

EK NOT: Yenilenmesi geciken siteme şimdi (2023 Mart ayı sonu) bu yazıyı yapıştırma öncesinde inanın derin bir acıyla sarsıldım. Kars’ın ışıklı sabahında Ata’mızın giyim özenini yansıtan pırıl pırıl üniforması ile bana öz kardeşim içtenliği, sıcaklığıyla bakan sevgili Gaffar’ın dost yüzü hala yaşamaktaymış gibi karşımda o yiğit tavrıyla dim dik duruyor. “Yol engebeli ve tehlikeli; yarı yolda buluşup devir riskini alamam; sizi Iğdır’a kadar biz götürüp teslim edeceğiz” diyor. “Mesafe fazla, Iğdır emniyeti zırhlı araçla bekleyecek ne gerek var karşılığıma” kesin kararlılıkla itiraz ediyor.  Aziz anısı önünde yoğun bir utanç ve eziklik duyguları içindeyim çünkü elimden hiçbir şey gelmiyor. Afganistan’ın Taliban’ından bile vahşi Hizbullahçı katil sürüsü, bu ülke için canını veren yurtsever yiğit kardeşimi katleden menfur caniler bağışlanmakla kalmadı, şimdi HÜDAPAR şapkası altında siyasi iktidarla seçim iş birliğine gidiyorlar. Keşke Gaffar’dan sonra ben de ayrılıp bu günleri görmeseydim.