(İçeriden bakınca)
Necip milletimiz 14 Mayıs 2023 günü bir genel seçime filan gitmiyor. Seçime girecek partilerin programlarının hiçbir önemi kalmadı. CHP ve hain ortaklarından oluşan Zillet İttifakı YOK. İktidar cephesi için Türk ulusu filan da YOK. Savaş alanında birbirlerini bitirmek için ölesiye kapışacak iki can düşmanı kamp var. Ülkenin “itikat sahibi” üçte biri diğer “zındık” üçte ikiye karşı. Cumhur, çürük/sürtük terörist taifesi dediği din/maneviyat düşmanlarını inşallah yerlere serip kutlu Tayiban Emirliğine (bu aşamada henüz Taliban değil) yürüyüşümüzün yolunu açacak.
Bu aksakal için ya da sanırım tüm samimi yurtseverler için manzara ürkütücü/tiksindirici. Bu görüntü ülkemize özgü de değil. Hayvanlıktan insanlığa geçişin en önemli göstergesi uzlaşma/anlaşma kültürünün yerini kıyıcılığa/vahşete kadar varabilen tepişmeler alıyor. İnsanlığın yaratılışından bu yana en büyük kazanımı olan aydınlanma değerlerinin ışıltılı ürünü demokratik düzen hayali tüm dünyada karartılıyor.
Son dijital devrimin bilgiyi/haberleri ışık hızıyla kitlelere ulaştırabildiği hırsızlığın/yolsuzluğun artık gizlenmesi mümkün olmayan günümüzde en gelişmiş ülke sayılan ABD’de bile insanlar, yalancılığını teşhir eden resimli aşağılayıcı tişörtlerin kapış kapış satıldığı Trump gibi birine destek vermek için Kongre binasına saldırabiliyor. Taliban’ın Musevi versiyonu partilerin varlığına rağmen hayrettir iyi kötü işleyen İsrail demokrasisini dizginlemek üzere dinci/aşırı sağcı ortaklarının baskısına dayanamayan Netanyahu harekete geçip bağımsız yargıyı zayıflatmaya kalkışınca İsrail karıştı. Özetle İsrail sağı Musevi Şeriat kurallarını çağdaş hukukun yerine geçirmek niyetiyle hareket etmekteydi. (Bizim ünlü Feslinin Medeni Hukukun kaldırılması isteğine benzer bir mesele). Yahudiler pabuç bırakmadılar, sanırım üç ay aralıksız süren ve İzak Rabin’in yaklaşık çeyrek asır önce katlinden sonraki nümayişleri aratmayan sert ve aralıksız sokak gösterilerine dayanamayan Netanyahu şahin Savunma Bakanını da feda ederek çatışma yerine görüşmeye razı olmak zorunda kaldı.
Sözün kısası dünya liderimiz Erdoğan türünün tek örneği değil, refiklere sahip. Trump ve Netenyahu’ya ilâveten ilk akla gelenler Bolsonaro, Orban, Putin gibi ünlüler, Filipinler lideri Duterte, Hintli müslüman düşmanı Modi ve Latin Amerikalı Daniel Ortega vb gibi daha az bilinenler de var. Güney Amerika kıtasının yarısını kaplayan Brezilya malûm her bakımdan çok büyük bir ülke. Asker kökenli lideri Bolsonaro’nun dünya liderliği iddiası var mıydı bilmiyorum ama ünlü ve çok güçlüydü. Ancak geçtiğimiz ekim ayı başında yapılan genel seçimlerin ilk turunda beklenmedik şekilde %43’le rakibinin epeyi gerisinde kaldı. Para ve devlet gücüyle ikinci turda farkı kapatıp öne geçeceğinden kimsenin kuşkusu yoktu. Öyle de oldu, ilk turdaki 51 milyon oyunu ikinci turda 58 milyona çıkardı ama yetmedi. Kemal Beyden üç yaş büyük yani 77’lik üstelik de “solcu” denen Lula yüzde birin altında bir farkla listelerde önde çıktı. Batı medyasının yorumu “hırsızlık çok başarılıydı, seçim ucu ucuna kaçtı” şeklinde oldu.
İlk şaşkınlık ertesinde böyle yüzde bir bile değil sıfır virgül farkla kesinlikle iktidarı vermez dendi, herkes yüzünü Vaşington’a döndü. Brezilya dünyanın ciğerleri denen Amazon ormanlarına sahip muazzam bir ülke; yoğun bir yağmaya maruz bırakılan biz Türklerin bile havsalasının almayacağı büyük paralar/çıkarlar söz konusu. Vaşington’da Trump olsaydı İstanbul senaryosu kuşkusuz tekrarlanırdı. Yalnız, vasat liderler kulübü üyesi “Biden” bizim Yenikapı Ruhu benzeri bir müsekkin kullandığı için ne yapacağını bilemedi. İki ay sonra Ocak’ta Rio’da yurdun her tarafından Başkente getirilen Bolsonaro taraftarlarının kurgulamaya çalıştığı Trump vâri isyan benzeri bir şeyler oldu ama gerisi gelmedi. Mültimilyoner asker eskisi sabık başkan sanırım halen Florida’da Disney Land yakınlarında sokağa her çıktığında bir sirk yıldızı gibi çocuk meraklıların hücum ve alkışlarıyla gönenmekte. Halen ABD’den gönderilebileceğinden söz ediliyor.
Ülkemizdeki dört adaylı Başkanlık yarışının Erdoğan ve Bay Kemal arasında geçeceğini hepimiz biliyoruz. Tersini söyleyen tek akıllı İnce denen kişi. Erdoğan’ın oyları sayımda “bir şekilde” beklenenden yüksek çıkacaktır. Muhalefet Yenikapı ruhu çekmekten vazgeçmiş göründüğü ve NAS uygulaması nedeniyle halkta değişim arzusu çok güçlü olduğu için CHP’nin bazı müşahitleri AA’ya (yani AKP seçim işleri bürosu verilerine) inanıp sandık başından erkenden kaçsalar bile muhalefet oylarının da umulandan fazla çıkması bekleniyor.
Bu koşullarda makulün gereği ortada: iki gerçek aday birbirine bir şekilde yakın oy bloklarına sahip olacaklardır. Kimin daha büyük blok oluşturacağını bu seçimin fevkalade “sui generis” niteliği sebebiyle önceden kestiremeyiz. Diğer iki aday İnce denen kişi ile Sinan Oğan iki ana seçmen bloğuna eklenecek sınırlı sayıda seçmen toplamının temsilcileri. İkisinin oy toplamı yüzde 6 ya da 7 puanı bulursa pastanın geri kalan yüzde 94 ya da 93’lük bölümünü paylaşacak iki gerçek adaydan birinin yüzde 51’e ulaşma şansı kalmaz.
Eski MHP kökenli dürüst ve donanımlı bir aydın olan Sinan Oğan’ın adaylığının ülkücü camiaya içine düşürüldükleri rezil durumun seçeneksiz kalmadığını hatırlatma amaçlı ve istikbale dönük olduğunu sanıyorum. Filhakika, Sinan Ateş’i ismi cismi/yeri yurdu bilinen [1]uyuşturucu baronlarının kiraladığı torbacılara güncel MHP iltisaklı siyasetçilerin yardımıyla öldürttüler; cinayeti kınamaya bile yanaşmadılar sağcı-solcu herkes büyük infiale kapıldı. Yakın geçmişte Bahçeli’nin Hukuku hiçe sayarak MHP’den ihraç etmeyi başardığı Oğan bu olaydan duyulan utanç ve öfkeyle köpüren camia mensuplarının doğal adresidir. Ancak, dürüst ülkücülerin bir bölümü bugün Oğan’a verecekleri oyun bu menfur olayın çözülmesine ne ölçüde katkı sağlayacağını bilemedikleri için tereddüde düşebilirler. Bu yüzden ben normal şartlar olsa çok daha fazla oy toplayabilecek olan Oğan’ın anketlerde halen yüzde bir iki arasında görünen düzeyi seçimde de koruyacağını düşünüyorum.
Bu garip ortamda “CHP çocuğu” denen tuhaf İnce’likte bir siyasetçi seçimin menhus jokeri konumunda. Şayet söylendiği gibi dört beş puan alır ve bu puanlar Oğan’ın bir-iki puanına eklenirse seçim ikinci tura kalır ve cehennemin kapıları açılabilir. Herkes söylüyor, kendi partisinin ilk kurucularından biri (Ali Dursun) bu tehlikeye işaret eden yazılı bir açıklama ile istifa etti. Olmayacak duaya âmin diyecek aptal bir kişi gibi görünmüyor. Tecrübesiz bir kişi hiç değil. Adaylığını sürdürür ve önceden anketlerde görünen küçük bir oy oranında ısrarla seçimlerin ikinci tura kalmasına göz göre göre yol açarsa insanları siyasette bir bölen olarak tanınan Tayyip Erdoğan’ın güdümü dışında hareket ettiğine inandırmaz. Kendisine yakıştırılan ve çirkin/yakışıksız diye nitelediği yakıştırmaların test edileceği turnesol kâğıdı budur. Umarım daha fazla gecikmeden aklını başına toplar ve CHP’ye yönelttiği eleştirilerin tümü haklı çıksa bile hamasetin kendisini kurtarmayacağını kavrar. Açıklık, dürüstlük en vahim yanlışları bile affettirebilir.
Ne yapmakta acaba diye meraktan ince ince araştırırken bir baktım TikTok’ta dansörlüğe soyunmuş gençlerle beraber kıvırıp dans ediyor şov yapıyor. İnternette dendiğine göre gençler de bu şovu yiyip o’na oy vereceklermiş. Bu Tik-Tok gösterisini bir dostum bana gönderdi altına bir de şarkı linki eklemiş: “Oynatmaya az kaldı, doktorum nerede?”[2]


