“HER ALLAHIN GÜNÜ” ÇOCUKLAR ÖLDÜRÜLÜYOR

Başlıktaki yaygın ama Türkçesi bozuk deyimi kasten kullandım. Dünyanın çivisi çıktı deniyor, âleme uyup benim de Türkçem bozuldu. Bu sabah Güney Afrika’nın İsrail’e karşı ‘soykırım’ suçlamasıyla Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı davanın Lahey’deki ikinci duruşmasını izledim. İsrail hukukçuları uzun uzun soykırım suçunun söz konusu olmadığını savundular. Al Jazeera duruşma sonrasında ilginç yorumlara da yer verdi. Örneğin Tel Aviv’den bir genç kadın konuştu.

Uzun program sırasında eşim bir iki kez “Bunlar ne konuşuyorlar, İsrail neyi savunuyor, her gün çocuklar ölüyor” diye bağrındı. Ekranda konuşanlar yanında daha küçük karelerde yaralı çocuklar gösterilmekteydi. Kendinden söz etmek ayıptır ama saklamayacağım, program sonunda başıma ağrılar çıktı, ilaç alıp uzandım.

Seksen küsur yıllık ömrümde dünya bu kadar berbat bir duruma düşmüş müydü? diye düşündüm. Zihnimde imgeler birbirini izledi:

  • Çocuktum ikinci dünya savaşı, İstanbul’da evimizin pencereleri mavi kağıtlar yapıştırılarak kapatıldı, gece minik gaz lambasının sıska ışığında boğucu siren sesleri içinde Alman uçak saldırısını bekledik. Alemdar sinemasında film öncesi siyah/beyaz haber kuşağı: Nazi orduları kara lekeler halinde Avrupa’da yayılıyordu.
  • GS bitti Mülkiye’ye başlama heyecanı; Rus ordusu Macaristan’a girdi, Budapeşte’yi zalimce işgal ettiler. Oysa, Macarlar bildiğimiz kadar kendi ülkelerini kendileri yönetmekten başka bir şey istemiyordu. Şaşırdık, üzüldük, çok öfkelendik.
  • Mülkiye dönemi (1956-60) Afrikalıların sömürgeci Batılılara karşı ayaklanma yıllarıydı. Nasır ülkesinden geçen Süveyş Kanalının yönetimini almak isteyince İngiltere ve Fransa Mısır’a saldırdılar. Küçük ortakları İsrail’i de kullanmayı ihmal etmemişlerdi. Bu çok açık bir haydutluktu, nitekim başarılı olamadılar, karizmaları çizildi.
  • Afrika’nın kanını emen sömürgecilere kafa tutan liderler arasında Lumumba’nın adı aklımdan çıkmaz. Tam bir özgürlük savaşçısı ve kurbanı olarak hatırlıyorum. Belçika ve ABD’nin bulaştığı thriller tadında çok acıklı bir hikayesi vardır. Alçaklar çetesi göz göre göre adamı yaşatmadılar.
  • O dönemde BM’nin başında başarılı, dünyaya ümit veren bir Genel Sekreter vardı (Dag Hammarskjöld). Rusya’ya bile yaranamadığını anımsıyorum. Batılılar uçağını düşürüp sorunu kısa yoldan çözdüler.
  • 1960 öncesi Küba Fransız medyasına göre Amerikalıların meyhanesi, kumarhanesi ve kerhanesi idi. Aklıma kazınmış: o tarihlerde bir genç Kübalının Havana’ya gelme şansı erkek ise garsonluk, kadın ise fahişelik imiş. Castro bu kaderi tersine çevirince ABD Küba’ya askeri çıkartma yaptı.
  • Bu arada Küba ile beraber biz de müthiş bir tehlike atlattık. Tarihler dünyayı nükleer savaş tehdidi altında bırakan en önemli bunalım olarak kaydeder. ABD ve Rusya’dan kalkan nükleer füzeler bizim ve Küba’nın başında patlayacaktı.

Güncemdeki sözcük sınırlamasına uymak için uzatmıyorum. Bugünkü tuhaf durum şu: Güney Afrika Apartheid denen bir tür nazi ırkçılığından yaklaşık çeyrek yüzyıl önce kurtulmuş mazlum bir ülke. Yahudiler gerçek bir soykırıma kurban edilmiş bir halk. Yalnız benzer bir kaderi paylaşmış bu ülke arasında halen önemli bir fark var. İlkinde Nelson Mandela’dan sonra gerçek bir demokrasi ve hukuk devleti kuruldu. İsrail’de ise savaş şartlarında bile ifade özgürlükleri kısıtlanamayan bir halk ancak seçimle geldiği makamı bırakmamak için ülkesini ve bölgeyi yakabilecek bir zombie var.

Sevgili ZK Anadolu Yıldızları lütfen karamsarlığa kapılmayın, Ata’mızın çılgın Türklerinin böyle bir hakkı yok ve yazımı buraya kadar okudu iseniz lütfen şimdi Google’a “Niemöller” yazıp arayın.