GENÇLERİN BAYRAMI AKSAKALIN HÜSRANI

Anadolu Yıldızları, hiç bayram coşkusuyla sevinç içinde iken derin bir üzüntüyü de aynı anda yaşadığınız oldu mu? Tuhaf, alışılmadık bir durum. Dün (17 Aralık) iki Türk takımı Çin’de dünya şampiyonluğu için iki saatten fazla süreyle karşı karşıya geldi.

Çin’li seyircilerin bir kısmı bir takımımızın, bir kısmı da diğerinin renklerini taşıyan tişörtler giymiş tuttukları takımı çılgınca destekliyorlar. O kadar kaliteli o kadar heyecanlı bir maç oldu ki beşinci sete kadar uzadı. Siz her an top kesin yere düşer sayı olur diyorsunuz, kızlar inanılmaz hareketlerle kurtarıyorlar. Tribünler ayakta yer yerinden oynuyor. Çin’de halk açıkta büyük ekranlarda, dünyada ise TV’lerde iki Türk takımının bu maçını heyecanla izliyor.

Çocuklarımız ev sahibi koca Çin’in takımını kendi seyircisi önünde mağlup etmiş, diğer büyük devletlerin takımları da ikinci sırayı almayı dahi başaramamış. İnanılmaz bir başarı ve ülkemiz için uluslararası medyaya milyon dolarlar ödesek sağlayamayacağımız büyük bir reklam. Ancak çok büyük ve güçlü devletlerin üstesinden gelebileceği bir başarı hikayesi.

Birden benzeri bir coşku içimde yeniden canlandı. On bir yaşında, ilkokulu bitirmek üzereyim. Orta Çağın 1948nci yılının baharı. Evimizde aile dostları gelmiş, sazlı/sözlü/içkili kutlama yemeği (annem çok iyi ud ve keman çalardı), cümbüş kıyamet, herkes sevinçten mest: Güreş Milli Takımımız İsveç’te şampiyon olmuş.

Ardından yaz tatili sırasında (sonra GS Lisesine gideceğim) Londra Olimpiyatları bangır bangır radyo haberlerinde (olimpiyat üzerinde ateş yanan bir meşale). Yaşar Doğu isimli bir dev adam, ağır sıklet filan değil ama gerçek bir dev, kimse yerinden kıpırdatamıyor, ayakları yere çakılı. Öylesine güçlü ki, kolunu tuttuğu rakibinin kurtulması imkânsız. Koca Yusuf efsanesini tekrarlayarak Avrupa’nın Osmanlı döneminde ordumuzdan söz ederken kullandığı “Türk gibi kuvvetli” deyimini yeniden güncelleştiriyor.

Bunlar tesadüf filan değil, ben lisedeyken (liseyi 1956’da bitirdim) güreş milli takımımız Japonya’da dünya şampiyonu oldu, büyük bir mutlulukla kutladık, Rusların bile önüne geçtiğimiz için nasıl sevinmiştik. Yaşar Doğu efsanesi yeniden gündeme geldi. Günümüze dönersek kızlarımızın inanılmaz zaferi ile eşzamanlı olarak inanması zor ama yalaka medya “Teğmenler Cuntası” diye acıklı/gülünç bir haberi gündeme taşıdı. Yedi yüz yıllık imparatorluğu izleyen asırlık Cumhuriyetimizde genç teğmenler iktidar karşıtı cunta kurmuşlar. Yahu böyle bir şey sömürge artığı nev zuhur Afrika devletçiklerinde bile olmaz.

Tuzla Piyade Okulunda orduya sızmayı başaran tarikatlardan birine mensup “teğmen” Ata’mıza saygısızlık edince kavga çıkmış. Olayı kısa bir süre saklamışlar, ancak tıknaz/kilolu bir adam, kendisine Milli Savunma Bakanı diyorlar, çatışmaya katılanların hepsinin icabına bakılıyor diye açıklama yaptı. Askerin şişman görünümlüsünü bulmak zordur, Süslümanlar bunu da başarmış. Adamcağız haklı önünde sonunda inzibati basit bir vaka söz konusu. Toparlarsın çatışmaya karışanların hepsini olay biter.

Anadolu Yıldızları, yandaş yalaka medyadaki tiksindirici iddialara sakın kulak asmayın. Ordumuzun içinde Atatürk’çü Tarikatçı grupların çatışmasına Reis el koyacak, emir komuta zincirini yok eden Tarikatçı sızmaların önünü mutlaka alacaktır. İmparatorluk enkazı üzerine kurulmuş bir Cumhuriyetin Başı ordu içi bölünmelerin korkunç maliyetini bilmez mi? Şişman adam sonuçta emir kulu basit bir bürokrat, görev gereği laf olsun torba dolsun öylesine konuşuyor. Siz rahat olun.

Yalnız kızlarımızın armağanı coşkun sevinç havasına rağmen ben pek rahat değilim. Gizlemeyip söyleyeceğim, kader utansın durup dururken gözlerimden arada bir yaş akıyor, nedense?