(Umuda Yolculuk)
Zkuşağı ile 40 yaşından küçük kardeşlerim. Bir yıl sonra bu BLOG’a yeniden başlarken “kırk yaş üzeri kitle ve bunların bilhassa erkek kesimi bir bütün olarak beş para etmez; istisnalar bu yargıyı değiştirmez” demiştim. Ayrıca, hedef kitlemde önemli bir “öncelik değişikliği” yapmaya karar vermiş ve Blog’un yeni yapısını torunum Yönetmen Atakan’la buna göre tasarlamıştık.
Dolayısıyla Bloguma yazarken bundan böyle sadece sizleri muhatap alacağım ve lafı uzatmamak için size “Anadolu Yıldızları” diyeceğim. Bu tanıma girmeyen sizden yaşlı, benim de maalesef yaş gereği aralarında bulunduğum “fosil” kitleye ise kısaca “Karanlıklar Kuşağı”[1] diyeceğim. Ülkemizi çevreleyen gökyüzündeki yıldız yağmuru içinde Anadolu’muzu gönendiren başat yıldız elbetteki Güneş = Zkuşağı yani sizlersiniz. Zkuşağını sarmalayan yıldız kümesi ise 40 yaşından küçük kardeşlerim.
Önceki dönemlerde hep “Karanlıklar Kuşağı” içinde debelendik. Benim Mülkiye 1960 mezunu sınıf arkadaşlarımdan oluşan WhatsApp grubu bu kasvet kuşağı içinde bir tür vaha görevi gördü, moral ve direnç kazandırdı. Ancak şu anda sınıfımızdan kalanların yaş ortalaması seksen üzeri. “Körpe” lakaplı en genç arkadaşımız bile 83 yılını doldurdu. Devletimize bağlılığı namusu bilen bizim yaşımızdaki Mülkiyeliler için “ucube” Sudan tipi Başkanlık sisteminin yol açtığı iç/dış, hukuk/akıl dışı sorunlara sessiz katlanmak çok zor. Ülkemizin içine düşürüldüğü zorlukları aramızda konuştuğumuzda da rahatlayacağımıza sağlığımız etkileniyor çünkü çok üzülüyoruz.
Çaresizlik yol gösteriyor. Yüzümü size dönmeyi düşünürken birden “Karanlıklar Kuşağını” tamamen arkamda bırakmanın, “yok” saymanın bir kurtuluş olabileceğini fark ettim. BLOG’a 2022’de koyduğum yazılarda başlıca derdim muhalefetin T.C.yi bu siyasi/hukuki/iktisadi bataktan kurtarması için yapması gerekenleri dünyadaki benzeri örnekleri mesleği gereği bilen bir diplomat gözünden irdelemeye çalışmaktı.
2023 e gelindiğinde bunun artık beyhude gayret olduğunu düşünmekteyim çünkü Karanlıklar Kuşağının bileşenleri muhalif/muvafık tümü aynı nafile hamurdan karılmış. Tabii bizim adımıza kararlar alma mevkiindeki siyasetçi taifesini kastediyorum. İçlerine sıkışmış her siyasi görüşten tek tük yurtsever aydınları tenzih ederim. Ne yazık ki, bizdeki sistemde bir şekilde bir partinin başına gelebilmiş bir siyaset profesyonelini çöreklendiği makamdan kaldırmak mümkün değil. (Rahmetli Erdal İnönü -ışıklar içinde yatıyordur- gerçekten bir istisna idi). “İstifa” kavramını siyasi literatürden sildiler; partilerini hatta devleti batırma yolunda yürüseler bile başta necip milletimiz hepimiz uysal seyircileriz. Hatta partilerini TBMM dışı bırakmayı başarıp sonra utanmadan geri dönenler bile var.
Bu şartlarda 2023’te umuda yolculuk nasıl olacak dediğinizi duyar gibiyim. “Doğa kanunları sayesinde” sevgili Anadolu Yıldızları. AKP’nin raf ömrü altı yıl öncesinden doldu. Suni teneffüsle süreyi uzatmak mümkündür ama yaşamın devamı “değişime” sıkı sıkıya bağlıdır. Değişime karşı çıkmak ve sonucundaki durağanlık kokuşmayı, çürümeyi ve kaçınılmaz şekilde ölümü getirir. Ya da Kuzey Kore’ye dönüşüp yaşayan ölü haline gelirsiniz. AKP görünürde karşısında duran cici muhalefetin desteğiyle bu nihai aşamaya kadar dayanabildi. Artık gidebileceği bir köy kalmadı.
Türkiye tarihteki en uzun imparatorluklardan birinin devlet birikim ve deneyiminin üzerine Gazinin dehası sayesinde, parçalanmanın eşiğinden kurtulmayı başararak yeniden yapılanmış, aydınlanma değerlerini temel kabul ederek kurulmuş çağdaş uygarlık düzeyini hedefleyen bir ülkedir. Süslümanlar farkında olmayabilir ama köklü devletlerin geleneklerden devraldığı kendine mahsus bir yapısı, yurttaşlarının tümünün yüreklerine sinmiş bir ruhu vardır. Beklenmedik durumlarda, zor zamanlarda mutlaka ortaya çıkar. Bu zemin üzerine bir çadır devletini, Arap emirliklerine benzer bir yapıyı oturtamazsınız.
Anadolu etnik köken farklarını doğallıkla aşan bir insan mozaiğini bir arada yaşatmayı başarmış, mevcut ucube sistemin daha fazla tutunması mümkün olmayan kadim/kutsal bir yarımadadır. Sudan tipi Başkanlık sistemini milletin ezici çoğunluğunun istemediği tüm kamuoyu araştırmalarında görünüyor. Ancak, bu çoğunluk oy pastasının ilk iki dilimini kontrol eden Kemal B./Meral H. ikilisi vasat siyasetçiler; yön verici/sürükleyici liderlik niteliklerine sahip değiller.
Altılı Masanın seçim kampanyasında halka güven verecek çelik bir toplu liderlik sergilemesi, içlerinden çatlak sesler çıkmasına fırsat vermemesi gerekiyor; göreceğiz. Bir başka sorun da şu: kayıtlı üyeleri başlarına çöreklenmiş liderciklerin emir eri konumuna düşüren mevzuatımız partinin halk içindeki gönüllü destekçilerinin istenenleri harfiyen yapacakları anlamına gelmiyor. MHP kökenleri nedeniyle bazılarının DNA’ları özürlü İYİ Partililer bu kaygıyı yaratan en inandırıcı örnekler. Bu nedenle halen her ihtimale açık bir oyun bizi bekliyor.
Kemal Bey seçime yaklaşırken iyi bir performans göstermeye başladı. Kalan kısa süre içinde sağdan sola tüm muhalefeti toparlayabilecek başka bir siyasetçi ufukta yok. Sol/sağ herkes tarafından gönül rahatlığıyla kabul edilebilecek yani CHP etiketi fazla ön plana çıkmayan bir ortak aday Erdoğan’la baş edebilmek için çok önceden start almalıydı; olmadı. Kemal Beyin bilinen eksiklerinin şimdi tartışılması abesle iştigal çünkü başka çaremiz kalmadı.
Ayrıca Kemal Beyin Cumhur müritlerine göre mukayeseli açık bir üstünlüğü var: dürüst/namuslu. Bana “Normali tercih sebebi gibi gösterme” diyemezsiniz. Çoğunluğu yüz kızartıcı suçlar bataklığında ellerindeki dolar tomarlarıyla debelenen bir siyasi heyetle mücadelede, yaşamsal önem taşıyan tercih sebebi tabii ki dürüstlük olmalıdır. Kemal Bey içinden geldiği Devleti iyi tanıyor. Cumhuriyetin varlıklarını parayı/rüşveti bastıran her önüne gelene yerli/yabancı bakmadan haraç mezat pazarlayan siyasetçi kisvesine bürünmüş haramilerle savaşımda namus faktörü elbette ki çok önemli.
Nihayet, AKP’nin başı Devleti neredeyse tahrip etti. “Şahsımla filan devletler görüştük” gibi yaklaşımlarla Türk diplomasisinin XIX. Yüzyıldaki Âli Paşadan devralıp sürdürmeye gayret ettiği saygınlığa zarar verdiğinin farkında değil; çevresinde uyarabilecek ahlaka/yurtseverliğe sahip yardımcıları da yok. Daha da vahim olan en gizli/önemli görüşmeleri karşıtı devlet başkanıyla yanında yabancı uyruklu bir kız tercümanla yapabiliyor. Kemal Bey ikili görüşme zaptının ertesi günü CIA/MI6 vb gibi ofislerde inceleneceğini bilecek devlet tecrübesine sahip.
Bütün bu nedenlerle 2023 seçimlerinde Kemal Beyin Erdoğan’a açık fark atan bir skorla seçimleri tamamlaması her şeyden önemli. Bu büyük/zor hedefe seçim öncesi analiz ve tartışmalarda eklemlenecek her türlü mülahaza bence ikincil önemde. Dikkatimiz dağılmamalı, kafamız karışmamalı. Muhafazakâr/muhalif Karar Gazetesinde çıkan şu değerlendirme haklı: “artık hükümet ve icra kudreti Meclis’te değil bizatihi Cumhurbaşkanı’nın şahsındadır. Meclis’in yetkileri ise çok sınırlıdır ve sistem üzerindeki gücü büyük ölçüde gerilemiştir. İcra gücü tek başına ve neredeyse sınırsız bir yetkiyle sadece Cumhurbaşkanı’nın elinde bulunmaktadır. Mevcut sisteme göre Meclis, Cumhurbaşkanı’nın istemediği hiçbir kanunu çıkaramaz, ona rağmen çıkarmak isterse de finalde nitelikli çoğunluğa ihtiyacı vardır.”[2]
Siyah/Beyaz düşünme alışkanlığının yaygın rehavetine kapılıp lütfen “TBMM seçimlerini küçümsüyor musun?” demeyin. Karşımızda bir öncelik ve nitelik puzzle’ı mevcut. En önemli taş Kemal Bey zira hangi pozisyona konulacağı oyunun sonunu belirleyecek. Göreceli öneminin rakibi ya da benzeri yok. Bazılarının neredeyse eşdeğer bir hamle saydıkları Meclis seçimleri ise daha karmaşık bir manzara. Elbette nitelikli çoğunluk sağlanırsa ülkenin karabasandan çıkması daha kolay gibi görünüyor. Umarız mümkün olan en fazla sayıda milletvekiline ulaşırız. Ancak burada şimdilik dikkate alınması pek tatsız bir faktör Altılı Masa bileşenlerinin organik kimyası.
DEVA, Kemal beyin sağındaki kümede merkeze en yakın duran siyasi parti. Yabancı ekonomi odaklarının güvenle bakacağı Babacan bir beyaz Türk görüntüsü sergiliyor; güzel tamam ama, MHP “dna”sından kurtulamayan Meral Hanım kısa bir süre önce abuk sabuk/tehlikeli işler yaptı. Şimdi de yakın geçmişte hukuk düzeninin tahribine seyirci kalan bir eski Adalet Bakanı DEVA’nın önde gelenleri meyanında yeni yönetimde boy gösterecek. Başta Davutoğlu’nun dincilere epey yakın duran partisi olmak üzere 3 parti daha sahnede rol alacak aktörler arasında. CHP içindeki bazı tosuncukları da ihmal etmeden bir toplu fotoğraf çekin, işte size Kemal Beye TBMM’de destek olacak muhteşem ekip.
Sözün özü: Her şey Kemal Beyin kazanması gereken seçim zaferine ve sonrasında göstereceği liderliğe bağlı; çok zor tabiî ama mümkün görünüyor. Şimdilik çıkmaz sokakları tavsiye edenleri[3] hesaba katmak gibi bir yanlışa düşmezseniz başka çıkar yol da yok. Sözünü ettiğim Altılı Masa bileşenlerinin organik kimyası kısaca “Karanlıklar Kuşağı”nın hamuru bu. “Anadolu Yıldızları” onların yerine alana kadar bu çileyi çekmeye yargılıyız.
Kemal Bey beceremez ise “umuda yolculuk” son bulur mu sorusunun yanıtı da belli. “Hayır Efendim T.C. gibi kadim devlet yapısına sahip ülkelerde üç buçuk paragöz yobaz ve onların ücretli uşaklarının yarattığı tahribat acı çektirebilir ama Tarih ve sosyal bilimler Orta Çağdan bu yana dünya çapında şahittir, bir süre sonra ait oldukları necaset kuyusuna süpürülürler. Yüce Tanrının kurallarını koyduğu bu evrende ilerleme/yenilenme yaşama devamın koşulu; duraklama/doğal akışa direnme ise çürüme/kokuşma ve hayat veda etmenin reçetesidir.
AKP bizi 1919 koşullarına döndürdü hatta Dürrizade’yi hortlattı. Böylece Erdoğan sayesinde siyasal islam T.C.de ömrünü tamamladı. Yüzyıl önceki senaryoyu tekrarlayamazlar. O zaman yabancı işgal kuvvetlerinin yardımıyla yapamadıklarını bugünün Türkiye’sinde Rusya’nın ya da BAE’nin dışardan desteğiyle yapmayı ummaları ne derece gerçekçi? Kemal Bey muhteşem ekibi yüzünden başarısız olursa bir süre daha ıstırap çekeriz ama zaten acıya neredeyse bağışıklık kazandık. Bu da geçer yeni yarınlar doğar.
ÇARE: Başka her türlü mülahaza ile kendimizi yormadan Kemal Beyin ilk turda en yüksek sayıda oyu nasıl alabileceği üzerine yoğunlaşmamız gerekiyor.


