2022/13 – RUS AYISI VE BATININ İKİYÜZLÜLÜĞÜ

Rusya Ukrayna’ya saldırdı haberleri çıkınca Blog’uma bir önceki yaprağı ekledim. İstemeyerek çünkü altılı muhalefetin bir şeyler yapmayı başarıp başaramayacağına yoğunlaşmıştım.  2023’te ülkemizde olması beklenenler benim için her şeyden önemli ve öncelikli. Blog’umu 2022 başında kurdum. T.C.yi  siyasal islamın yakın tehdit ve tehlikesi altında gördüğüm için mesleki alışkanlıkları sürdürmeyip münhasıran bu iç konuya eğilme niyetinde idim. Esasen son üç beş yılda 40 küsur yılımı verdiğim geleneksel diplomasi ülkemizde yok edildi.  Partili Cumhurbaşkanının olaylara verdiği anlık sözlü tepkilerle yürütülür oldu. 2021’de bu yüzden “Genç Monşerin Istırapları”[1] başlıklı son bir yazıyla mesleki makale yayınlamayı kestim.  Ama yabancı medyayı hobi olarak takipten vaz geçemediğim için ciddi gelişmeleri yakından izlemeyi sürdürdüm.  Ukrayna’nın işgali çok vahim bir olay olduğu için Blog’umda kısaca değerlendirmem gerekti.

Ne yazık ki olaylar inanılmaz bir hızla, şaşırtıcı ve tehlikeli bir yönde gelişmekte. Değerlendirirken somut verilere dayanıp falcılığa heveslenmediğim için ilk yazdıklarımda esas olarak yanlış denebilecek bir şey yok. Yalnız ek açıklama yapmam gerekli. Başlangıçta Putin’in bir yıldırım harekatıyla Ukrayna’da sonuca ulaşması en olası senaryo gibi görünmekteydi. Amaç da belliydi. Donbas bölgesini güvenceye almak, NATO silahlarının Rusya’nın burnunun dibine konuşlandırılacağı bir Ukrayna hayaline bir şekilde kesinlikle son vermek. Çatışma başladıktan sonra ilâve bir unsur ortaya çıktı: neo-nazilerin Ukrayna’daki etkinliği. Pek bilmediğim sarsıcı bir iddia olduğu için internetten araştırdım.

Merak eden bakar tabii ama hiçbir dostuma bu araştırmayı tavsiye etmem. 1991’den bu yana Ukrayna iç politikası inceleyeni hem çok yoruyor, iç karartıyor hem de “demek bizden beteri de varmış” dedirtiyor. İnanılmaz bir politik manzara; sürekli birbirleriyle yer değiştiren oligark politikacılar cenneti. Nazi ideolojisi siyasette içten yurtseverlikle eşdeğer düzeyinde etkin. Nihayet aralarından bir oligark kendi televizyon kanalını kullanarak seçim kampanyasında tek kelime etmeyen bir soytarıyı bir dizideki benzeri rolü sayesinde Başkan seçtirebilmiş. Ukrayna halkına karşı derin bir acıma duygusu içimi kapladı. Sovyet kuklası hırsız diktatörler altında ezilen insanlar (bizim Türk cumhuriyetleri de böyle) demek bu durumlara düşebiliyor. Soytarı lafını tereddütsüz kullandım. Fesli Türkiye videosu[2] asıl neden değil. Herhangi bir ulusu böylesine pespaye bir gösteriyle aşağılamayı insan olan nasıl içine sindirebilir?  Zeminde kocaman Türk bayrağı; önünde kalça kıran bir sürü çıpıldak dansöz, ağlak sözde bağlama müziği, kıllı göbeğini sevdiren erkek zenne, hepsinin kafasında eğreti fesler, kısacası kepazelik. Bir kasaba panayırındaki tekme tokat fars gösterisi düzeyinde. Bunu hazırlayan ve başrolü oynayan vıcık oyuncu bugün Ukrayna devlet başkanı

İşin doğrusu Ukrayna yakın tarihinde günümüzü de çok etkilediği aşikâr bir nazi varlığı benim için sürpriz oldu. Wikipedia’nın dolgun bilgi sepetine ulaşım çok kolay. Diğer kaynaklar arasından euronews’ün[3] bir yazısı kısa ama özlü. Ancak bu zavallı ülkenin durumunu anlamak için “Ukraine on Fire”[4] başlıklı belgesel yeter. Seyreden her aydın derinden sarsılacaktır dersem abartının zerresi yok. İlk kısa değerlendirmemde yapılan yanlışın kefaretini Putin devlet tecrübesiyle hafifletebilir mi sorusu aklımdaydı. Bunun şartı elbette kısa sürede bir modus vivendi bulunmasıdır. İşgalin birinci haftası dolduktan sonra bu” kısa sürenin” ortalarına varmak üzereyiz. Üstelik Putin’in dirayet göstermesi yetmez karşı tarafın da bir uzlaşmaya katkıda bulunması elzem. Şimdilik Batı cephesi bu gerekliliği pek anlamış görüntüsü vermeyip yangına körükle gidiyor. Hatta Avrupalılar cengaverlikte neredeyse ABD’nin önüne geçecekler. İş işten çoktan geçmiş, tutup Ukrayna’yı AB’ye almaktan söz ediyorlar. Kara mizah ve gelişmenin bu yönde seyri oldukça tehlikeli. Objektif şartlar savaşın iki üç haftayı geçmeyecek bir zaman dilimi içinde sonlanmasını gerektiriyor. Aksi halde bundan sonrası herkes için tufan olur.

İki tarafın kendi aralarındaki müzakereden sonuç almasını beklemek vakit kaybı. Sivillerin tahliyesinde anlaşırlarsa büyük başarı sayılmalı. Öncelikle oyun masasında el yükseltmekten vaz geçilmeli. Gizli diplomasiyle birilerinin mutlaka ve çabuk bir şeyler yapması lazım. Türkiye’nin başında strateji ve diplomasiye hâkim Gazi gibi bir lider olsaydı bu role en uygun ülke olurduk. Dışardan kışkırtmalar cihatçılarla filan ülke Afganistan’a benzetilmeye çalışılmaz ise bugünkü çatışmalar fazla uzamadan doyum noktasına ulaşır. Yorgunluk başlayıp, işin uzayacağı idrak edildiğinde Rusya da saygı duyacağı, güven veren bir aracının gizli diplomasi çalışmasını başlatmasına razı olabilir. Tabiî mağdur Ukrayna yönetimini itidale davet ve razı etmek lazım. Ukrayna’nın başında tecrübesiz kolay gaza gezebilecek bir sahne komedyeni var. Konuşmalarındaki hamaset ve kahramanlık tonu böyle bir tehlikenin işareti. Gazi artık olmadığına göre hem Rus Ayısına hem bu palyaçoya kendini saydırıp etkileyebilecek yegâne oyuncu bana Çin gibi geliyor. Görevde olsaydım komşu ülke olarak hemen Bakanıma Çin’le gizli istişarelere girişmemizi önerirdim. Bir ay önce Putin’le tam uyum resmini verdikleri halde Çinliler BM’de çekimser oy kullandılar.

Umarım yumurta kafalılar işgali fırsat kapısı olarak görüp Rusya’yı içerden çökertmek hayaliyle savaşı uzatmak gibi tehlikeli heveslere kapılmaz. Ayıyı ya da kediyi sıkıştırmakta aşırıya giderseniz bedelini ödersiniz.  Umarım Almanya kendi içindeki nazileri bastırma deneyimini hamaset budalası Zelenski’yi doğru yola sevk edecek bir örnek olarak kullanır. Umarım Batı Rusya üzerindeki zorlayıcı baskıyı usturuplu diplomasi girişimleriyle dengeler. Eski günlerimizde olsaydı Türkiye bu gizli diplomasi içinde kamuoyumuzun hiç haberi olmadan yerini alır, ulusal çıkarlarımızı yakından etkileyecek uzlaşma formülerinin araştırılmasına katkıda bulunurdu. Şimdilik işimiz yüce Tanrıya kalmış görünüyor.

Son bir nokta. Gazi’nin bize vasiyeti aydınlanma değerlerine yaslanan Batının çoğulcu siyasal yapısıdır. Evet Batı bu değerleri hiçe sayan pek çok rezilliğe imza atar. Ancak bunları kendi içinde eleştirip teşhir de edebilir. Kıbrıs sorununda çok açık çifte standart uygulamalarına maruz kaldığımız için bu gerçeği en iyi bilen uluslardan biriyiz. Oysa diktatörlüklerde olan benzeri rezillikler halklardan gizlenir. Ukrayna tartışmaları ülkemizde kafa karışıklığı yaratmış görünüyor. Putin’in tek adam rejimi altındaki Rusya’nın hangi gerekçeyle olursa olsun hukuk dışı bir saldırganlığı benimsediği ortada. Buna mukabil neo-nazi etkinliğine yol veren Batının da iki yüzlü davrandığı ortada. Halkımız bu durumlarda “al birini, vur ötekine” der.

https://www.gazeteduvar.com.tr/genc-monserin-istiraplari-haber-1509050

https://www.youtube.com/watch?v=3QamB_ZH8Wg

https://www.euronews.com/my-europe/2021/03/19/in-ukraine-stepan-bandera-s-legacy-becomes-a-political-football-again

https://www.youtube.com/watch?v=D_2mPMkUTbE

[1] https://omerersun.com.tr/genc-monserin-istiraplari/

[2] https://www.youtube.com/watch?v=3QamB_ZH8Wg

[3] https://www.euronews.com/my-europe/2021/03/19/in-ukraine-stepan-bandera-s-legacy-becomes-a-political-football-again

[4] https://www.youtube.com/watch?v=D_2mPMkUTbE